⏱️ Okuma Süresi: 2 dk
📝 Kelime: 435
🕐 Son Güncelleme: 11.09.2026 17:19
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Adana’nın Seyhan ilçesinde yaşayan 50 yaşındaki Ömer Erikli, ekmek parası için başladığı geleneksel el dokuma sanatını 20 yıldır tek başına devam ettiriyor.
- Tamamen kendi çabalarıyla öğrendiği tezgahta ev hanımlarının getirdiği ipleri işleyerek günde üç adet namazlık üreten Erikli, fiziksel olarak zorlu bir meslek icra ediyor.
- Ekonomik getirisi olmadığı ve maliyetleri kurtarmadığı için mesleğini çocuklarına aktaramayan usta, kendisinin de bırakması halinde Adana’da bu zanaatı yapan kimsenin kalmayacağını belirtiyor.
Teknolojinin hızla geliştiği ve seri üretim fabrikalarının her sektörü ele geçirdiği günümüzde, geleneksel zanaatları yaşatmak için direnen son temsilciler büyük bir özveri ortaya koyuyor. Günümüz ekonomik şartlarında vatandaşların en çok Google’da en çok aranan konu borçlu oldu başlıklarıyla ekonomik sıkıntıları arattığı bir dönemde, zanaatkarlar da ayakta kalma mücadelesi veriyor. Bu mücadelenin en dikkat çekici adreslerinden biri ise Adana‘nın Seyhan ilçesi oluyor.
Ekmek Parası İçin Başladı, 20 Yılını Verdi
Adana’nın Seyhan ilçesi Yenibey Mahallesi’nde yaşayan 50 yaşındaki Ömer Erikli, teknolojinin tüm baskısına meydan okuyarak geleneksel el dokuma sanatını yaşatmaya devam ediyor. Geçmişte farklı iş kollarında çalıştığını belirten Erikli, zanaata başlama hikayesini şu sözlerle anlatıyor: “Ben daha önce mezbahada çalışıyordum. Oradan çıkınca boş kaldım. Bu dokuma tezgahını bir arkadaşın orada gördüm. Neler kullandığına, ne yaptığına ve nasıl tahtalar gerektiğine baktım. Ben de gidip aynısını aldım, buraya getirip kurdum. Yavaş yavaş kendi çabamla öğrendim, bana kimse öğretmedi. Ben bu meslekle 3 tane çocuk büyüttüm.”
Günde Üç Namazlık Üretiyor
Üretim sürecinin hem zihinsel hem de fiziksel olarak oldukça meşakkatli olduğunu vurgulayan deneyimli usta, ev hanımlarının sökülmüş ipliklerini toplayarak tezgahta yeniden hayat veriyor. Bu ipleri büyük bir sabırla işleyerek namazlığa dönüştüren Erikli, fiziksel zorlukları şu şekilde aktarıyor: “Ayaklarımızı ve kollarımızı sürekli oynatıyoruz; yani öyle kolay bir şey değil, oldukça zor. Günde üç tane namazlık yapıyorum. Bir namazlığı 1 buçuk iki saatte bitiriyorum. Zaten maliyeti kurtarmadığı için çırağa gerek yok. Çırak olsa benim yevmiyem bile zor çıkar. Artık o kadar alışmışım ki istesem gözümü kapatıp yine dokurum.” Ülke genelinde ekonomi ve üretim dinamikleri sürekli değişirken, tıpkı en düşük emekli maaşı değişecek mi tartışmalarında olduğu gibi, küçük esnaf ve zanaatkarlar da geçim derdiyle zanaatlarını sürdürmeye çalışıyor.
“Bu İşi Bıraksam Meslek Tamamen Yok Olur”
Geleneksel el dokumacılığının günümüzde ekonomik bir getiri sağlamadığını ifade eden Ömer Erikli, bu nedenle mesleği çocuklarına dahi öğretmediğini söylüyor. “Kazancı kurtarmadığı ve geliri olmadığı için oğluma da öğretmiyorum” diyen Erikli, “Benim bildiğim kadarıyla şu an Adana’da bu el dokuması mesleğini yapan sadece bir kişi kaldı. El dokuması yapan başka kimse yok. Ben bu işi bıraksam meslek tamamen yok olur” diyerek kültürel mirasın kaybolma tehlikesine dikkat çekiyor. Ecdadın mirası olan bu zanaatın unutulmaması gerektiğinin altını çizen usta, “Bu işi bizim ecdadımız ve dedelerimiz yapıyordu. Biz bir ara boş kaldık ve ekmek parası çıksın diye bu işe başladık” diyerek sözlerini tamamlıyor.



